|
Derin bir sessizlik kaplamış her tarafı Bir karınca vızılıtısı yarıyor bu sükuneti Bir de nefes alıp verişin Serin hava vücudunu dinç tutar Şafak ha söktü ha sökecek Son bir defi yoldaşına bakarsın Ellerşnşz buluşur Sonra silahına sarılırsın sımsıkı Tetiğe gider parmağın Karşındaki düşman mevzisi Gelecek anın bilinçsiz sessizliği içinde Birazdan sessizlik yarılacak Aydın bir geleceğin gürültüsü kopacak Hüseyin Çelebi Hüseyin Çelebi 1967 yılında Dersimli bir ailenin ilk çocuğu olarak Almanya’nın Hamburg şehrinde dünyaya geldi. 1938 Dersim Katliamından sonra İç Anadolu’ya sürgüne gönderilmiş, daha sonra İstanbula göç etmiş bir aileden geliyordu. Çelebi ailesinin Dersim’den başlayan sürgünlüğü yıllar sonra Almanya’da son buldu. Çocukluğundan itibaren yurtsever olan babasından çok etkilendi ve onun etkisiyle toplumsal gelişmelere ve politikaya ilgi duydu. 1974 yılında Irak’taki Kürtlere karşı yapılan katliamı kınamak için 1 Eylül günü babası ile 7 yaşında ilk defa bir gösteriye katıldı. Dedesine benzettigi Barzani’nin fotoğraflarını yatağının başına astığı günlerin birinde babasına şöyle demişti „Kürdistan’ı kurduğumuzda sen Kral bende Prens olacağım“. Belkide en belirgin özelliği asi biri kişilige sahip olmasıydı. Haksızlıkları yaşamının sonuna kadar hiçbir zaman içine sindiremedi ve hep karşı çıktı. Geçen yıllarla birlikte belirli politik bir birikime ulaşınca, degisik siyasi çevreler ve hatta babasıyla Sovyetler Birliğin geçmişine ilişkin kıyasıya tartışmaktan çekinmedi. Okulda en çok politika, tarih, fen bilimleri ve yabancı dillere ilgi duydu. Yabanci dillerden İngilizce ve İspanyolca öğrenmişti. O zaman türkçe öğretmenin söylediği „Türküm, doğruyum, çalışkanım“ sözlerini tüm asiliğiyle tersini söyleyince tokat ile cezalandırılmıştı. Politik yaşamına önce SDAJ (Alman Sosyalist Işçi Gençliği) ve Sosyal Demokrat Parti’nin gençlik örgürtü olan Jusos’a (Genç Sosyalistler) örgütüne ilgi duymuş, ancak önce kendi halkının sorunlarına yönelmesine dair bir bilinçlenmeden sonra 80’li yılların başında gençliği etkileyen sol-devrimci Türk örgütlerine yönelmişti. Türk Solu içerisinde Kürt sorununu tartışmaya başlamıştı. Sadece Kürtleri değil, aynı zamanda Latin Amerika ve Afrika’da acı çeken insanları da düşünmüştür. Enternasyonalliğinden taviz vermeden şöyle diyordu: „Ben Kürt, Türk, Arap ya da Çinli olmam hiç önemli değil, önemli olan baskı görmem“. Liseli yıllların sonlarına doğru edebiyata ilgi duymuş, almanca ve türkçe kısa hikayeler yazmaya başlamıştı. 80’lı yılların başında Hamburg’da bulunan Kürt derneğinin dış ilişkiler çalışmalarında yer almıştı. 80’li yılların ortasına doğru ise artık kendisini tamamen Kürt özgürlük hareketine vermeye başlamıştı. Ve 1985 yılında politik aktivitelerinden dolayı ilk defa tutuklanmış ve para cezasına çarptırılmıştı. 1986 yılında Düsseldorf Üniversitesi’nde Sosyoloji öğrenimi görmeye başladı. Üniversite yıllarında Kürdistan Report adındaki almanca yayını çıkarmada önemli rol aldı. Bir süre sonra da Köln’de bulunan „Kürdistan Zentrum“ adındaki kurumda aktiv olarak çalıştı. 25 Şubat 1988 yılında Almanya’nın PKK’yi izole etme çabaları çerçevesinde Hüseyin Çelebi Avrupa sorumlusu olduğu gerekçesiyle tutuklandı ve iki yıl boyunca Wuppertal’da dış dünyadan tamamen izole edilerek hapis yattı. Mahpusluk süresi içerisinde hukuki savunmalar üzerine yoğunlaştı. Hüseyin’in de belirleyici sekilde gelistirdiği savunmalar sayesinde diğer PKK tutsakları da kısa sürede serbest bırakılmak zorunda kaldı. 1990 yılının başında serbest bırakıldıktan sonra mücadeleye kaldığı yerden devam etti ve „Kürt Halkının Dostları“ derneğini kuruluşuna katıldı. Alman Solcuları ile sürekli olarak Kürt özgürlük mücadelesi üzerine tartıştı ve birçok Alman bu sayede mücadeleye ilgi duymaya başladı. Sosyalizm onun için güneş, hava ve yeryüzü gibiydi, yani hayatın vazgeçilmezleri arasındaydı. Ancak bir süre sonra Alman sosyalist örgütlerinin bir çoğunu sosyal-şovenist olarak tanımladıktan sonra onlarla yollarını tamamen ayırdı. Daha sonra 1992 yılında Güney Kürdistan’a gitti. Kuzeyden Türk devleti Güney’den ise PDK ve YNK anlaşarak PKK’yi yok etmeye çalıştıkları bir dönemde gerilla olarak bu güçlere karşı savaştı. Çocukken resmini yatağına astığı Barzani’nin bir peşmergesinin kurşunu ile Güney Kürdistan’da yaşamını yitirdi. Trajik olan şey, uğruna tüm yaşamını Kürt halkına adadıgı halde bir kürdün kurşunu ile hayata veda etmesidir. Ona yapılabilecek en büyük kötülük buydu belkide. Tıpkı 1937 Dersim Isyanının önde gelenlerinden Ali Şer’in bir Dersimli tarafından katledilmesi gibi. Hüseyin Çelebi Aralık 1992 yılında yapılan YXK’nin ikinci kongresinde Avrupa’daki tüm öğrencilere örnek bir kişilik olduğu için fahri (onursal) Başkan olarak seçildi ve anısına her yıl şiir ve öykü etkinliği gerçekleştirilmeye başlandı.
|