Gizli ırkçılık '73. Millet'te PDF Yazdır
Perşembe, 05 Şubat 2009
Sample ImageBelgesel çekiminde özellikle ‘ötekiler’i konu alan yönetmen Caner Canerik, Dersim’de yaşayan ve toplumsal yaşantımız içerisinde önemli bir yer tutan, gizli ırkçılık meselesini ‘73. Millet’ adıyla belgesel film haline getirdi. Kimine göre Roman (çingene), kimine göre Aleviliğin yayılmasında en önemli rolü üstlenmiş olan aşıkların torunları, onlara göreyse Balaban aşiretinin üyeleri.
Etnik köken olarak kim oldukları tartışması hep sürse de, ten renklerinden dolayı Dersim’de ‘asıq’ adı verilen insanların uğradıkları ayrımcılık, belgesel film haline getirildi.
Yıllar önce kendisini Marksist olarak tanımlayan bir ramanla yaptığı bir söyleşi sırasında, “Ezilenlerin, sömürülenlerin de sömürdükleri olur mu? Olur! Çingeneler tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de, baskı gören, ezilen halklar tarafından bir kez daha eziliyorlar” cümlesinden yola çıkan yönetmen Caner Canerik, CNNTürk’ün verdiği haberde, Dersim’de yaşayan ve toplumsal hayat içerisinde önemli bir yer tutan, herkesin dolaylı olarak mağdur olduğu gizli ırkçılık sorununu ‘73. Millet’ adıyla belgesel film haline getirdi. Hayatın içerisinde var olan gizli ırkçılığı özeleştirel bir şekilde aktarmayı tasarlayan Canerik, Dersim’nin Pülümür ilçesi Pindige (Doğanpınar) köyünde yaşayan ‘asıqlar’ın göç etmeden yaşamaya devam eden dört kişilik Kopuz ailesinin yaşantısını aktardığı film 48 dakika uzunluğunda. Belgeselde, bir dönem Aleviliğin yayılmasında çok önemli bir rol üstlenen, zamanla birlikte ‘aşıklık’ (halk ozanlığı) geleneğinin toplumdaki işlevini kısmen kaybetmesiyle de ekonomik sıkıntı yaşamaya başlayan ve süreçle birlikte de ırkçı ayrımcılığa maruz kalan bir ailenin hikayesi anlatılıyor.

‘Aşık’lıktan ‘asıq’lığa

Belgesel, Mehmet Kopuz’un ‘aşıklık’ tanımlamasının nereden geldiği konusundaki hikayeyi anlatmasıyla başlıyor. Giriş basit ve sıradan olsa da, onlar karmakarışık bir hikayenin, çok bilinmezli bir denklemin parçalarını oluşturuyor. Eski sahiplerinin terk ettikleri ‘eski köy’ yıkık dökük de olsa, sahibinin ölmeden önce ‘ölünceye kadar’ yaşaması için kullanımlarına açtığı bir evde yaşıyorlar. Tüm köy halkıysa 1993 yılında meydana gelen Erzincan depreminin ardından devlet tarafından yapılmış ‘deprem konutları’nda. ‘Ayrımcılık’ göstergelerinden birisi olarak kabul edilen uğradıkları haksızlığın sadece bugüne dair olmadığı ve ‘bir süredir’ var olduğunun da göstergesi aynı zamanda.

Köylülerden Kamer Yıldırım, Kopuz ailesiyle ilişkilerini anlatırken, ‘Köy halkının kendilerine yardımcı olmadıklarını’ biraz utana sıkıla ‘şey ettiler’ gibi muğlak cümlelerle anlatıyor. Yıldırım, ‘Deprem konutları yapıldığı zaman onlara burada konut verdirmediler’ gibi ürkütücü bir cümle çıkıyor ağzından. Konuşmasına ‘dışarıdan’ bir müdahaleyle izin verilmiyor ve susuyor.

Aşıkların Balaban aşiretine üyelikleri biraz tartışmalı bir durum. Çünkü, bugüne kadar Balaban aşiretinin bu insanları mensubu olarak kabul etmedikleri, kendilerinden saymadıkları yaygın bir iddia. Binali Büklü, “Balaban aşiretinin bir bölümü, bölgenin ağalığını ele geçirdi ve çok zengin oldular. Diğerleriyse fakir olarak kaldı. Bu nedenle de isimleri ‘asıq’ olarak anıldı” diyor.

Köyün en eski ailelerinden birisine mensup olan Hıdır Mendi, sert bir ses tonuyla aralarına açık etnik ayrım mesafe koymaktan çekinmiyor: “Onlara ‘gezici’ diyorlar, asıq, çingene (roman) yani. Onların soyu çingene, geldiler yerleştiler köyde çobanlık falan yaptılar. Burada kaldılar, şimdi buradan köyden gitmek istemiyorlar. Onların bizimle bir ilgisi yok. Alevilerle hiçbir alakası yok...”

Köyün ‘yedek işgücü’...

Bugün Pülümür’ün bir dağ köyünde yaşayan Kopuz ailesi de, uzun yıllar göçebe olarak yaşadıktan sonra 40 yıl kadar önce yerleşik hayata geçtiler, ancak toprak sahibi olmadıkları için farklı köyler arasında dolaşıyorlar. Bugün yaşadıklarının aksine, ilk yerleştikleri zamanlarda halkın kendilerine yönelik olumlu tavrı biraz rahatlamalarını sağlamış. Bunun karşılığında elbette ki, köyün ‘yedek işgücü’ olarak tanımlayabileceğimiz bir şekilde, tüm çalışmalarına sembolik ücretler ve bağışlar, karşılıklı dayanışma temelinde katılmışlar. Bir kaşığı bile paylaşıp birlikte yemek yiyen insanlar olduğu kadar, onları farklı gören ve evlerine hiç gitmemiş, hatır için bir kez geçerken uğrayıp çayını içmiş olanlar kadar ‘onlar da kendilerini kötü hissetmesinler’ diye yapılan ziyaretler devam etmiş. Renkli kişilikleri ve dünyaya hep olumlu bakıp, hiçbir şeyi dert etmeyen insanların bu tavrı en çok gençler arasında rağbet görüyor.

‘73. Millet’ belgeseli, 20. Ankara Uluslararası Film Festivali’inde Ulusal Belgesel Film Kategorisinde gösterilecek. 12 - 22 Mart 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 20. Ankara Uluslararası Film Festivali’inde Ulusal Belgesel Film Kategorisinde gösterilecek!

KÜLTÜR SERVİSİ

 

 

 

 

Quelle: YeniOzgurpolitika.com

 
< Önceki   Sonraki >
© 2010 YXK - Verband der Studierenden aus Kurdistan