Shahryari: Özgürlüğünüz yoksa bir hiçsiniz PDF Yazdır
Cuma, 06 Şubat 2009
Sample ImageBütün sorunlara ve imkansızlıklara rağmen sanatta ısrar ederek bir noktaya varılacağını söyleyen Kazem Shahryari, “Eğer bir şeyi gerçekten istiyorsak bu isteğimize saygı göstermek ve ona hiçbir zaman ihanet etmememiz lazım” diyor. Doğu Kürdistanlı şair, drama yazarı ve tiyatro yönetmeni Kazem Shahryari, İran’da rejimin baskılarından kurtulup Fransa’ya yerleştikten sonra Fransızcayı öğrenip bu dilde önemli eserler verdi.
Yaklaşık 30 yıldır Paris’te yaşayan Kazem Shahryari bugüne kadar birçok şiir kitabı ve tiyatro oyununa imza attı. Aynı zamanda Harmattan yayın evinden çıkan ‘Beş Kıta’ Şiir ve Tiyatro ile ‘Créatio/Réel’ koleksiyonlarının yayın müdürlüğünü de yapan Shahryari bir yandan kitaplarını ve oyunlarını yazmaya devam ederken, aynı zamanda ‘Art Studio Théâtre’ isimli tiyatro salonunun sanatsal müdürlüğünü de yürütüyor. Romanya’da 1999 yılında yapılan Uluslararası Oradea Şiir Festivali’nde Fransız dili şairi olarak ilk ödülünü alan Kazem Shahryari ile yazarlık serüveni, tiyatro göçmen sanatçıların sorunları ve Fransız toplumunun göçmen sanatçılara bakışını konuştuk.

Öncelikle İran’ı neden terk ettiniz bize anlatabilir misiniz?

Herkesin İran’ı terk etmesi gerekiyor. Demokrasinin olmadığı o ülkede nasıl yaşayabilirsiniz. Bazı insanlar silahlanıp mücadele ediyor. Ben silahlara karşı olduğum için terk etmek zorunda kaldım. Benim bütün diktatörlerle, bütün diktatörlüklerle sorunum var. İran’da Şah döneminde de diktatörlük vardı mollaların döneminde de diktatörlük var. Bunlardan biri kravatlı idi diğeri cübbeli diktatörlük. İkisinin de farkı yok. Her ikisi de halklarını ezen diktatörlükler.

Fransızca birçok piyes şiir ve kitaplar yazdınız. Fransa’ya geldiğinizde Fransızca biliyor muydunuz?

Hayır, hiç Fransızca bilmiyordum. Çıkarken Fransa’ya gelmeyi hedeflememiştim. Ama bir şekilde buraya geldim ve burada kaldım. Fransızcayı da burada öğrendim. Fransa imkan da sunmadı bana. Geldim buraya, bana çalışmam gerektiğini ve başımın çaresine bakmamı söylediler. Bende bütün gücümle çalışıp Fransızcayı öğrenmeye verdim kendimi. Çeşitli üniversitelerde okuyarak öğrendim. Ve çok hızlı bir şekilde çalışmaya, yazmaya başladım.

‘Çul’un Umudu’nun Sırrı’ baştan sona Fransızca olmasına rağmen Kürt renklerini açık bir şekilde sergileyen çok güçlü bir komedi. İnsanlar zevkle izlediler. Yerelden evrensele bu yolculuğu nasıl açıklıyorsunuz?

Bu benim yazdığım ilk komedidir. Ben daha ziyade trajedi yazarıyım. İlk komedi dedim; çünkü en son piyesimi yazdığımda birlikte çalıştığım bazı arkadaşlar bana ‘çok üzücü bir piyes olduğunu ve hiç eğlenceli olmadığını’ söyledi. ‘Çok zor bir oyundu anlayamadık’ dedi. Arkadaşlarımın, birlikte çalıştığım insanların fikirleri de benim için çok önemli. Böylece bende değişik bir şey yapacağım dedim. Ve bu hikaye bana bu piyesi yazdırdı. Kürdi renkler var diyorsunuz evet doğru, çünkü ben bir Kürdüm. Böyle yazıldı, sahnelendi.

Sizi ‘Çul’un Umudunun Sırrı’nda oynarken de izledik. Oyunlarınızda hep oyunculuk da yapıyor musunuz?

Yok. Ben aslında oyuncu değilim. Şairim, yazıyorum. İlk defa bu piyeste oynuyorum. Çünkü bu piyeste oynadığım rolü oynayacak kimseyi bulamadım. Gördüğünüz gibi bu piyeste birçok şeyi birlikte yapıyorum. Hem anlatıcıyım hem enstrüman çalıyorum birçok şeyi birlikte yapıyorum. Böyle birini bulmak mümkün olmadı. Bu yüzden kendim bu rolü alarak sahneye çıkmak zorunda kaldım.

Bu oyununuzda çok zengin bir dekor ve kostüm kreasyonu görüyoruz. Bütün bunları kendiniz mi hazırlıyorsunuz?

Evet, A’dan Z’ye hepsini kendim yapıyorum. Çünkü bunu yapmanın başka bir imkanı yok. İmkanınız olmadığında her şeyi kendiniz yapmak durumunda kalıyorsunuz. Ve yapmak lazım. Arkamda beni destekleyen bir kurum yok. Ben sade bir vatandaş olarak elimden geleni yapıyorum.

Aynı zamanda büyük bir Fransız yayınevinde iki şiir koleksiyonu yönettiniz. Nasıl Fransızcanızı bu kadar geliştirebildiniz?

Ben bunu ihtiyaçla açıklıyorum. Gerçekten ihtiyaç duyduğunuzda yapıyorsunuz. Bu kadar basit. Ben bir yazarım ve başka bir iş bilmiyorum. Yazmaya ihtiyacım var ve bu ihtiyacımı gerçekleştiriyorum. Ama çok çalıştım tabii. Günde 18 saat sürekli olarak çalıştım. Üstelik iki yıl boyunca günde hiç kimse ile konuşmadan yaptım bunu. Çünkü Fransızlar bize hayatı kolaylaştırmak, bize imkan vermek istemiyorlardı. Bunun tek yolu vardı çalışmak, çalışmak. Ben de bir siyasi mülteci idim. Burada mülteci bir hiçtir.

Şiirlerinizi de direk Fransızca mı yazıyorsunuz?

Evet. Bu yüzden başlangıçta ilk şiirlerim daha ziyade basit bir dille yazılmıştı. Ve yavaş yavaş kapasiteme göre kendi dilimi oluşturdum. Tabii ki Fransızca yazıyorum ama kendi dilimi kurduğumu düşünüyorum. Bence bir şair için en önemli şey bu, kendi dilini oluşturmak ve bu kendi dilinde insanlar tarafından anlaşılmak. Buna ihtiyacım vardı ve oluşturdum çünkü bu benim yaşamım.

Kürtçe ve Farsça da yazıyor musunuz?

Kürtçe yazdığım bazı şiirler var. Bazıları bestelendi ülkede de söyleniyor. Ama kimse benim yazdığımı bilmiyor. Farsça da yazdığım şeyler de oldu. Ama bunları kitap olarak yayınlamadım. Başka şekillerde başka isimle yayınlandılar. Benim adım çevirmen olarak bile geçmiyor. Öyle olması gerekiyordu bende öyle yaptım.

‘Beş Kıta Tiyatrosu’ ve yine ‘Beş Kıta Şiir Koleksiyonu’nu yönettiniz. Neden beş kıta?

Beş kıta koleksiyonu ve yine beş kıta isimli bir piyes de var. Çünkü Fransa gibi bir ülkede bu beş kıtanın yayınlanması hayati bir ihtiyaçtı. Çünkü bütün kültürler var burada. Kürtler, Araplar, Malgaşlar, Moritanyalılar, İtalyanlar, Portekizliler, Türkler vs… çok değişik halklar var burada. Burada herkes var. Fakat sorun şu ki burada sömürgeci bir ülkedeyiz ve sömürgeci ülke kendi kültürünü diğer bu bütün kültürlerin kralı olarak görüyor. Dolayısıyla bu kültürler görünebilir değil. Burada göremediğimiz şeylerin var olmadığı anlamına gelmiyor. Fransızlar beni seni görmek istemiyor sadece kendilerini görmek istiyorlar.

Fransa’daki 2008 yılı edebiyat ödüllerinden bazılarını göçmenler kazandı. Bu durum bazılarını rahatsız ederken konuyla ilgili medyadaki tartışmalarda Barack Obama’nın seçimleri kazanmasına da bağladı. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyadaki bazı gelişmeler Fransızları artık bazı şeyleri değiştirmek zorunda bıraktı. Bakın şimdi bu tiyatrodaki Çul da aslında bir Obama. Temelde her ikisi de aynı. Tabii bu Obama’dan çok önce yazıldı. Fransızlar da kendilerini kesinlikle değiştirmek zorundalar. Yapmamakta direnirlerse de biz onları değişmek zorunda bırakacağız. Günün birinde mutlaka farklılıkları kabul etmek zorunda kalacaklardır. Diğer yandan egemen sınıfın Amerikalıları çok izlediği bir ülkede yaşıyoruz. Sadece Obama’nın etkisi değil ama bunun ciddi bir şekilde etkilediği de doğru.

Bu sorunlar sizce nereden kaynaklanıyor?

Burada sorunun sadece hükümetten değil biraz toplumun kendisinden de kaynaklandığının altını çizmek gerekiyor. Çünkü Fransa’da çok sert bir toplumculuk var. Burada yaşayan göçmenler kendi içlerine kapanıyor, kendi dillerini konuşuyor, kendi toplumları dışındaki insanlarla görüşmüyor, ilişki kurmuyor. Böylece yavaş yavaş din önemli ve etkin bir hale geliyor. Bakın insanlar Müslüman ülkelerden, oralardaki baskılardan kaçıp buraya geliyor ve burada Müslümanlaşıyor. Bu inanılmaz bir şey ama böyle. Burası öyle bir ülke ki çatışmalar temel sorunlara değmediği sürece her çeşit çatışmaya yer var. Bankacıların çıkarlarına dokunmadığı sürece her türlü çatışma görmezden geliniyor. Kapitalizmin çıkarlarına karışmadığınız sürece istediğinizi yapabilirsiniz. Ve bu sistem aynı zamanda kendi işbirlikçilerini yaratıyor. Bu sistem Rachida Dati gibi hayaletler yaratıyor. Aynı zamanda hem siyasi mülteci hem de sizi ezen sistemin işbirlikçisi olabiliyorsunuz.

Diğer yandan sizin eserlerinizden de örnek verirsek: Fransa ve birçok Avrupa ülkesine gelen insanlar içerisinde yaşadıkları zorluklara rağmen önemli sanat eserleri yaratanlar da var. Bunların geldikleri toplumun kültürü üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her halükarda ben yapmak istediğimi yapıyorum. Yazıyorum diye beni öldürecek değiller. Yazıyorum ama yayınlamam öyle kolay olmuyor. İnsanları başka işlerde çalışmaya zorluyorlar ama bana bunu yaptıramadılar. Fakat bu sistem devam ettiği sürece kaybeden sadece biz değiliz, Fransız toplumu da kaybediyor. Aslında hep birlikte kaybediyoruz. Üzücü olan bu.

Fransız entelektüellerinin ve toplumunun yapısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben sadece devleti eleştirmiyorum, Fransız toplumunu ve özellikle entelektüellerini de eleştiriyorum. Fransız entelektüelleri kendilerini özgür sanıyorlar ve özgürlermiş gibi hareket ediyorlar. Benim özgür olmadığım bir ülkede nasıl özgür olabilirler? Hepimizin özgür olmadığı bir ülkede onlar da özgür olamazlar. Bu ülkede özgürlük yok. Tabii ki özgürlük relatif bir olay ama bu ülkede adaletsizlik kendi dünyasını kurmuş. Ve bu ülke ötekileri dışlayan bir yaşam sürdürüyor. Her tarafta nefret var. Bakın kapımızı açık bırakıp bakkala gidemiyoruz. Düşünün insanlar bu ülkede şifreli kapıların ardında yaşıyorlar. Eğer onurunuz yoksa özgürlüğünüz yoksa bir hiçsiniz. Yani bana yazmayı yasaklayamıyorlar bu doğru. Yazıyoruz ama yayınlayabiliyor muyuz? Hadi yayınladık diyelim iki yüz örnek, okuyan var mı? Sorun bu. Yani insanlar göçmenleri okumuyorlarsa bunlar daha kötü yazdıkları için okumuyor değil insanlar bunları okumak istemedikleri için okumuyorlar...

Kürdistan’da yaşananları takip ediyor musunuz? Ülkeye dönük projeleriniz var mı?

Kürdistan’da yaşananları tabii ki yakından takip ediyorum. Ama burada daha ziyade bir dünya vatandaşı olarak çalışıyorum. Yazıyorum. İşim bu. Biliyorsunuz; ‘Gidiş ve Dönüş’ diye bir piyes yazdım yaklaşık iki yıl oldu. Bu ülkesini terk etmek zorunda kalan bir Kürt kızının öyküsü idi. Nişanlısını kaybeden bu kız Türkiye Kürdistanı’ndan kaçıyor ve gelip İrlanda’ya iltica ediyor. Aynı hikayede aynı zamanda bir de ülkesini terk ederek Londra’ya gidip mülteci olarak yerleşen bir İrlandalı kızın hikayesi de var. Bu İrlandalı kızın hikayesi 40 yıl önce olan bir olay ama bizim Kürt kızının bugün yaşadıkları ile paralel akıyor hala. Kürt kızı 40 yıl önce ülkesinden kaçan İrlandalı kızın yaşadıklarını bugün yaşıyor. Ve tarihin cilvesine bakın bugün İrlanda Avrupa’nın en zengin ülkelerinden biri ve Kürt kızı oraya sığınıyor. Ve ben burada şunu söylemeden geçemeyeceğim: Kırk yıl sonra Kürdistan da dünyanın en zengin ülkelerinden biri olacaktır. Buna inanıyorum. Buradan bakarsanız evet çalışıyorum bir şeyler yapıyorum. Şiir yazıyorum evet bir şeyler yapıyorum. Fakat ülke için somut bir projeden söz ediyorsanız yok böyle bir projem yok. Hiçbir ülke için hiçbir projem yok. Ben bir enternasyonalistim.

Avrupa’da ve diğer birçok ülkede yaşamak zorunda kalan, hayatlarında sanat yapmak istedikleri halde başka işlerle uğraşmak zorunda kalmış olan gençlere nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Ben öncelikle her şeyin ihtiyaçtan ve gerçekten istemekten geldiğine inanıyorum. Ben sanat yapmak isteyen birinin öncelikle buna ihtiyaç duyması gerektiğinde ve bunu gerçekten istemesi gerektiğinde ısrar ediyorum. Ve eğer bir insan gerçekten bir sanatın gerekliliğine inanıyorsa onu yaratmak için gerekli araçları oluşturur. Ben buna inanıyorum. Eğer bir şeyi gerçekten istiyorsak bu isteğimize saygı göstermek ve ona hiçbir zaman ihanet etmememiz lazım. Çünkü bu arzu bizim hayatımızı kurtarır, bizi nehirlerden geçirir. Çünkü bu sanat isteği gerçekten içimizde var ise biz onsuz bir hiçiz. İçindeki sanat arzusuna ihanet eden bir hiç olur. Onsuz hiçbir şeyi sevemeyiz. Ne eşimizi ne kardeşimizi ne de başka birini başka bir şeyi sevebiliriz. Onuruna saygı göstermeyen hiçbir şeyi hiç kimseyi sevemeyiz. Sanatın başı burası yani en başta yazmaya başlamak ve bunu bilmek gerekiyor. Bir şeyi yazarız bizden daha iyi yazan vardır, ama ısrarla yazarız. Yazmakta direniriz yazarız, yazarız, yazarız ve bir gün iyi yazan bir noktaya ulaşırız. Ama yapmak, yapmak, yapmak ve yapmayı başarmak lazım.

O bir mülteci....

Doğu Kürdistan’ın Kermanşah kentinde dünyaya gelen Kazem Shahryari, Tahran Üniversitesi Dramatik Sanatlar Fakültesi’nde tiyatro öğrenimi yaptıktan sonra siyasi sorunlardan dolayı İran’ı terk etmek zorunda kaldı.

Fransa’ya siyasi mülteci olarak yerleşen Shahryari burada da şiirlerini ve piyeslerini yazmaya devam etti. Çok sayıda tiyatro oyunu ve şiir kitabı yayınlanmış olan Shahryari bugüne kadar birçok ödül aldı. Çocuklar için yazıp, yönetip, oynadığı son komedisi ‘Çul’un Umudu’nun Sırrı’ geçtiğimiz hafta
Paris’te sahnelendi. Shahryari’nin eserlerinden bazıları şöyle:
‘Gidiş/Dönüş’ ‘5 Kıta Tiyatrosu’, ‘Beş Kıta Şiirleri’, ‘Yolculuk Getirir’, ‘Bana Güneşten ve Zeytin Ağaçlarından Sözet’, ‘Aşkın Külleri’, ‘Ateşteki Gelecek’, ‘Ay Gibi Donuk’, Shouane’nın Sırrı’, ‘Eyvallah ve Günaydın Sayın Brecht’, ‘Kadınların Rengi’, ‘Çıplak Hafıza’, Ütopya, Deneme…

MURAT AKTAŞ/ ANF/PARİS
 
 
 
 
Quelle: YeniOzgurpolitika.com

 
< Önceki   Sonraki >
© 2010 YXK - Verband der Studierenden aus Kurdistan