Dağ'da sinema yapmak PDF Yazdır
Salı, 03 Mart 2009
Sample Image'Yıllardır bir filmi seyreder gibi ya da bir filmi görüntüler gibi yürüyorum dağ başlarında. Bu mücadeleyi anlatmanın bir yolu olmalı. Bütün bu yaşananları canlandırıp bütün bir insanlığı tanık etmeli...' Böyle söylüyordu Beritan filminin yaratıcısı Halil Dağ (Uysal.) İyi de bu dağlarda sinema yapmanın nedeni ne olabilirdi? Daha avantajlı, daha imkanlı, koşulları rahat zeminler varken, nedir kıyasıya bu koşullar içerisinde sinema yapmak denen dürtü?
Her sanatsal sıçramanın dönemine göre dayandığı toplumsal sebepleri vardır. Bir düşüncenin oluşabilmesinde bulunduğu sürecin koşullarının etkisi çok belirleyici olur elbette. Bu topraklarda da yıllardır bir mücadele sürüyor. Bu mücadele onun düşüncesini, felsefesini, sanatını, sosyolojisini her şeyini temelden değiştiriyor, yeniden oluşturuyor. Her şey mücadelenin içinde yapılanıyor, şekilleniyor. Kürdün en bağımsız düşüncesi, yaşamakta olduğu mücadelenin içinden doğuyor. Anlamını kendi gerçeği içerisinde oluşturuyor ve hissettiriyor. Kürdün sanatı da, ancak yaşadığı koşulların etkisiyle yaratılabilir. Bir mücadelenin içinde yer alıyorsak ve bu mücadele bize her gün şekil veriyorsa, o, sanatımızın da şeklini oluşturuyordu. Sinemamızı da bunun uzağında düşünürsek bizi yaratan öz kaynaktan kendimizi uzaklaştırmış oluruz. Çünkü yaşadıklarımız aynı zamanda sinemamızı da besleyen, ona şekil veren gerçeklerdir.

Yaşamadan anlatılamaz

Hayatın içinde 'savaş ve umut' var. Kahramanlık ve acı var, özgürlük var, ihanet ve gözyaşı var, kahkahalar var. Sevgiler ve zorluklar, hayaller ve bekleyişler var, heyecanlar, korkular, yani bizi biz yapan her şey var. Ve biz bütün bu gerçeğin içinde kendimizi bulmaya, duygularımızı tanımaya, tanımlamaya çalışıyoruz. Yaptığımız hiçbir şey yaşadıklarımızdan kopuk gelişmiyor. Kürt sineması, Kürtlerin mücadelesinin içinde bulunduğu gerçeklikten kopuk ele alınamaz. Yaşadığımız mücadeleyle kendimizi ve sanatımızı tanımlayabiliriz. Şu bir gerçek ki, savaş gibi carpıcı bir gerçeklik dışarıdan gözlemlerle anlatılmaz. Çünkü o kadar inanılamaz bir gerçekliktir ki, görmeden, yaşamadan yansıtmak neredeyse imkansızlaşıyor. Bazen dağlara gelmek bile yetmiyor. Yaşananların özünü yakalamak ve anlayabilmek için, olayın ortasına atlamak ve bir de oradan bakmak gerekiyor. Olayın merkezinde olmanın yarattığı etki daha canlı, somut ve kalıcı oluyor. Bir gözlemci yaşananı sadece tahminlerle yansıtamaz, hissetmezse, hatta yaşamazsa, bu savaşı anlatmış olmuyor.

Sanat sınır tanımaz

Mücadelenin içinde geçen her an altın değerindedir. Bu yüzden sinemamız ilk önce bir gereklilikti. Ertelenemeyecek kadar acil. Zamana yayamayacak kadar. 'Şimdi' için gerekli. Tarih her zaman böyle bir fırsat vermiyor. Kendimizi en iyi çözümleyeceğimiz bir yoğunluğun içindeyiz. Yaşama ve insana dair ne varsa bütün her şeyin en iyi biçim de tanımlandığı bu zamanı iyi değerlendirmek ve tarihe mal etmek gerekiyor. Ve bütün bunları en iyi sinema diliyle aktarabileceğimize inanıyoruz. Yapılan sanat doğruysa, her eve girer, her göze, kulağa, yüreğe hitap eder. Sanat ne sınır tanır, ne de denetim altına alınabilir.

'Bazen yaşanan o anlara ne fotoğraf nede kamera yetiyor. Hiç birinin gücü kalbimin gördüklerini belgelemeye yetmiyor. En sonunda yüreğimizin tanık olduklarını sinemayla ancak anlatabilirdik. Öyle ki sinema bile yetmedi onları anlamak için. Onlarla birlikte, yani hiçbir kurgunun içinde olmadan yaşadıkları her şeye tanık olmak, hatta içinde onlardan biri olarak ancak anlatılabilirlerdi. Gerillanın anı anına ne yaşadığını bilmeden onun sineması da yapılamaz. Dolayısıyla halkımızın gerçek duygusu dağlarda yürütülen bu mücadeleden geçiyor. Bir sinemacı olmak için değildi. Bir ihtiyaç bir gereklilikti bu.' Böyle diyor özgür dağların yönetmeni Halil Uysal. Kendimizi ancak bu mücadelenin içinde yakalayabiliriz. Bu mücadeleyi ise en gerçekçi şekilde sinemayla anlatabiliriz.

Engel tanımaz. Akmaya başladı mı, en zengin yaratıcı düşüncesiyle yaşamın sürdüğü her yerde kendini var etmeye çalışır. Bu dağların sineması öylesine oluşmadı. Onu iliklerine kadar hisseden ve bu dağlarda yaşanan hiçbir anı kaybetmek istemeyen Halil Uysal'ın şu sözleri, bu gerçeğin ne kadar gerekli ve acil olduğunu ortaya koyuyor: 'Dağ sineması, Kürdün koca bir trajedi içerisindeki uyanışını ve sadece kahramanlıklarla dolu tarihine sahip çıkmakla yükümlü değil. Aynı zamanda geleceğine biçim vermekle de yükümlüdür. Bu da ancak bulunduğu yerden yapılabilir. Yani dağda. Çünkü, Kürdün özgür düşüncesini sunduğu başka yeri ve mekanı yok.'

JİNDA BARAN

 
< Önceki   Sonraki >
© 2010 YXK - Verband der Studierenden aus Kurdistan